İran’da işçi sınıfı başını kaldırmaya başlamıştır

Posté le .

28 aralıktan 5 ocak tarihine dek onbinlerce emekçi ve genç, önemli risklere rağmen İran’ın birçok kentinde gösterilerde bulunmuşlardır. İşçiler, işsizler, çiftçiler ve gençler ekonomik durumlarının iyileştirilmesi talebinde bulunmuş ve İslamcı burjuvazinin despotik rejimine meydan okumuştur.

Rejim, 1979-1981 karşı devriminden gelmektedir

1978 senesinde İran’da bir işçi devrimi başlamıştır. Bu devrim dünyadaki Amerikan düzeninin direği olan şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin despotik rejimini devirmiştir. Şubat 1978’den itibaren büyük kentlerde ayaklanmalar yer almaya başlamıştır. Şah, bu ayaklanmaları büyük bir şiddetle ve temelini askere çağrılanların oluşturduğu ordunun yardımıyla bastırmıştır. 10 ekim 1978 tarihinde Abadan şehrindeki rafineri greve gitmiştir. Hanedan, işçi sınıfı kasım 1978 tarihinde genel grev başlatınca, Kürtler 1 şubat 1979 tarihinde ayaklanınca, birlikler 9 şubat 1979 tarihinde halk tarafına geçince çökmüştür. Gerillacı teşkilatlar (İran Kürdistanı Demokrat Partisi, Komele partisi, Fedailer, Mücahitler…) Kürdistan’da ve başkentte silâh dağıtmış ve hanedana sadık birliklerle çatışmaya girmişlerdir.

Birkaç hafta boyunca ifade özgürlüğü geçerli olmuş ve büyük şirketlerde işçi konseyleri (şûralar) ortaya çıkmıştır. Ancak işçi sınıfı sosyal olarak azınlıktaydı ve şûralarda faaliyette bulunan ve onları geliştiren devrimci bir işçi partisinden yoksundu. Bundan önceki onyılda reformcu Tudeh partisiyle yollarını ayıran ve gerillacılığa yönelen merkezci akımlar aynı zamanda işçi sınıfına da sırtlarını dönmüşlerdir. 1978 senesinde Peykar ve Komele Partisi farkında olamasalar bile 1917 yılının Bolşevik Partisinden çok Sosyalist Devrimci Partisine daha yakındılar.

Devrime karşı set çekmek için Fransız emperyalizminin desteği ile yerel burjuvazi, dinî bir lider olan ve 1 şubat 1979 tarihinde Fransız hükumeti tarafından verilen özel bir uçakla Fransa’dan İran’a gelen Ruhullah Musavi Humeyni’ye bel bağlamıştır. Gerçekten de kitlelerin şahı devirmesinin ardından alelacele atanan başbakan Bahtiyar devrime engel olamayacak kadar zayıfken burjuvazi yararına teşkilatlı olan ve ayakta kalabilmiş yegâne güç oydu. Şii Müslüman dinî sınıf her zaman ülkenin çağdaşlaştırılmasına karşı çıkmıştır. İslamcı gericilik milliyetçi burjuva Mussadık’ı deviren ve hanedanı geri getiren 1953 senesindeki darbede yardımcı güç rolü üstlenmişti. Hanedan, Amerikan devletinin desteği ile işçi sınıfını, öğrencileri ve millî azınlıkları şiddetle bastırmıştır. Humeyni ve diğer dinî liderler şahın beyaz “devrimine” karşı çıkmışlardır çünkü bu “devrim” tarım reformu başlatmış, ticaret ve tefecilik yerine sanayi ve bankacılığa öncelik vermiş, kadınların adalet önünde eşitliğine doğru ilerleme kaydetmiş ve Antik çağdan (İran’ın Müslümanlığa geçişinin öncesi) gelen tarihî devamlılığı övmüştür.

1978 senesinden itibaren dinci gerilla teşkilatı Mücahitler Ayetullahların önünde diz çökmüştür. İşçi harketinin ekseriyeti, “aşamalı devrim” ve “antiemperyalist birleşik cephe” adına sömürülenleri ve ezilenleri millî burjuvazinin bir kanadına tabi bırakmışlardır. SSCB’nin bürokrasisine bağlı parti (Tudeh), Kastrocu ya da Maocu teşkilatlar (Fedailer, Peykar), sözde Troçkist bir grup (HKE) Humeyni’yi “ilerici” ve “emperyalizm karşıtı” olarak göstermişlerdir.

İşin aslında Humeyni burjuva devletin başına geçmiş ve İranlı kapitalizmi kurtarmıştır. Ayetullahlar, Şii dinî sınıfı, tüccar burjuvaziyi, ordu ile hanedanı, büyük toprak sahiplerini, gecekondu semtlerinin lümpenleri, küçük çiftçileri ve bir öğrenci azınlığını devrime karşı bir araya getirmiştir. Faşist haydutları (Hizbullahçılar) sosyalizmden olduklarını beyan eden teşkilatlara saldırmış, kitleleri silâhsızlandırmış, iki sene boyunca üniversiteleri kapatmış, birbiri ardına devrimci sosyal güçleri ezmişlerdir: türban takmaya direnen kadınlar, şah karşıtı öğrenciler, ülkede azınlıkta olan ve yönetimsiz bırakılmış proletarya, ayaklanan millî azınlıklar (Kürtler, Araplar, Türkmenler…). “Allah’ın partisi” teker teker işçi hareketinin tüm teşkilatlarını yasaklayıp yok etmiştir. Hiçbir zaman bir birleşik işçi cephesi İslamcı faşizme karşı çıkmamıştır.

Mart 1979 tarihinde İslam Cumhuriyeti Partisi “İslam Cumhuriyeti” kurulması için (oyları gizli olmayan) bir referandum düzenlemiştir ve “evet” oyları %99,7 oranına ulaşmıştır (Mücahitler ve Tudeh “evet” oyu kullanmışlardır). Nisan ayında Humeyni orduyu kutlamış, haziran ayında askerler ve polisler için af çıkarmış, temmuz ayında onlara karşı dava açmayı yasaklamış, ağustos ayında ise (Tudeh’in onayı ile) sansürü getirmiştir. Antiemperyalist bir görüntüye bürünmek için Humeyni, 4 kasım 1979 tarihinde Amerika elçiliğini “İslamcı öğrenciler” tarafından 444 gün boyunca işgal ettirmiştir. Bu operasyon, Vietnam’daki devrimci savaş ve hâttâ Musadık ya da Nasır’ın hayata geçirdikleri gerçek önlemlerin aksine sadece sembolik bir yanıltmaydı. Buna rağmen birçok ahmak İran’ın dinî sınıfına, karşı devrimi sürdürdüğü sırada alkış tutmuştur: Fransız filozof Foucault, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Arafat, tüm dünyadaki Stalinci partiler ve Troçkizmin revizyonistleri (özellikle Amerikalı SWP ile Britanyalı WRP).

Humeyni şahtan kalan orduya güven duymamaktaydı. Mayıs 1979 tarihinde Pasdaran’ı (“devrim” muhafızları) ve kasım 1979 tarihinde ise Besic gücünü kurmuştur. İslamcı koalisyon dahilinde büyük bir popülerlikten istifade eden ve fanatik silâhlı güçleri bulunan Ayetullahlar sivil rakiplerine üstünlük sağlamışlardır. Bezirgan kasım 1979 tarihinde aradan çıkarılmış, Beni Sadr Mücahitlerin desteğine rağmen haziran 1981 tarihinde görevden alınmıştır.

2 ve 3 aralık 1979 tarihlerinde, Ayetullahlar tarafından kağıda dökülen Anayasa referandumla kabul edilmiştir (oyların %98’i). Sakallı sarıklılar devletlerini tanrılarına dayandırdıklarını iddia etmektedirler. Ancak bu tanrı pek kendini ifade etmediğinden, dinciler sade vatandaşlara hakim olmaktadırlar.

  • En önemli kurum “rehberdir”. 86 dinî liderin oluşturduğu “uzmanlar meclisi” tarafından atanır.

  • Anayasa Koruma Konseyi” kanunların İslâm dinine uygun olup olmadığını ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile genel seçimlerde adaylıkları denetler. Üyeleri rehber tarafından seçilir.
  • Devlet başkanı” rehberin otoritesi dahilinde devlet işlerini yönetmekle yükümlüdür. 4 sene için genel oylamayla seçilir.
  • İslamî Şûra Meclisi”, bütçeyi ve diğer kanunları Anayasa Koruma Konseyinin kontrolü altında oylayan parlamentodur (Meclis). Genel oylamayla seçilen 285 milletvekili ile tanınan dinî azınlıklardan 5 temsilciden oluşur.

Eylül 1980 tarihinde Batılı emperyalist güçler tarafından teşvik edilen Irak’a askerî saldırı kendisini vatanı savunan gibi gösteren dinî ve karşı devrimci rejimi sağlamlaştırmıştır. İran, SSCB’den, Kuzey Kore’den, Çin’den ve bunu halkından saklayarak, Amerika Birleşik Devletlerinden (İslamcıların o zamanki retoriğinde “Büyük Şeytan”) ve İsrail’den (“Şeytanın anası”) silâh almıştır.

Totaliter rejim 1981’den 1985’e dek en az 8000 muhalifi katletmiştir. 1988 temmuzunda, Irak’la ateşkes imzalandığında, dört hafta içinde ekseriyeti işçi hareketi militanları olan 2800 mahpusu (Komele Partisi, Fedailer, Peykar, Tudeh…) infaz etmiştir.

Günümüzde Troçkizmden geldiğini beyan eden akımların bazıları (Yeni Zelanda’nın CWG’si, Büyük Britanya’nın SWP’si, Avusturya’nın RKOB’i, Arjantin’in IS’i ve LOI’si) hâlâ İslamcıların antiemperyalist hâttâ devrimci olduklarına inanmaktadırlar. İran’daki İslamcı karşı devrimin bilançosu, ezilen ülkelerde dinî liderlerin fanatikleşmiş lümpenleri proletaryayı ve millî azınlıkları fizikî olarak ezmek için seferber edebilecekleridir.

Bu anlamda İslamcılık, küresel emperyalizme son derece faydalı bir rol üstlenmektedir. İslam Cumhuriyetinin daha sonraki evrilmesi, Rus ve Çin devrimleri tecrübesinden yola çıkan sürekli devrim teorisini teyit etmektedir: emperyalist dönemde ezilen ülkelerin burjuvazilerinin hiçbir fraksiyonu emperyalist güçlere karşı etkili bir mücadele veremez.

İslamcı burjuva diktatörlüğün çelişkileri daha kötüye gitmektedir

İslamcı faşizm 1978 ila 1981 yıllarında antiemperyalist ve hâttâ eşitlikçi bir dil kullanmıştır. Fakat dinî sınıfı takip eden alt sınıflar aldatılmışlardır ve ülkeleri küresel kapitalizmin baskınlığı altında kalmaya devam etmiştir.

1979 senesinde millî burjuvazi kendini korumuştur. Şahın ailesinin şirketleri ve onunla kaçan kapitalistlerin firmaları kamulaştırılmıştır. Yeni kapitalistler ortaya çıkmıştır, özellikle muhasebeleri geçirimsiz olan, tüm vergilerden muaf olan ve devlet yardımı alan dinî vakıflar. Dinî kurumlar (ki buna yüce rehberin ve Pasdaran’ınkiler de dahildir), silâh, enerji, telekomünikasyon, kimya ve tarım ürünleri üreten ve ticaretini yapan gerçek kapitalist gruplardır. Bunun sonucu olarak gelir ve servet eşitsizlikleri artmaktadır.

Petrol rantına dayanarak burjuva devlet, iflas etmiş çiftçi ve kentlerdeki çalışanlara iş sunarak (memurluk, Pasdaran, Besic güçleri) aşırı büyük bir devlet yapısını finanse eder. Benzini ve temel gıda ürünlerini sübvanse etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan baskının 2015 senesindeki anlaşmaya rağmen devam etmesi, sanayi ve tarımın devam eden zayıflığı, petrol ve doğal gaz fiyatlarının 2014 yılında düşmesi, rejimi ekonomik, siyasî ve ideolojik alanlarda zorluklarla karşı karşıya bırakmıştır. Maaşlı çalışanlar özelleştirmelerden, taşeronluktan, iş güvencesinin azalmasından ve sendikalar ile grevlerin yasaklanmasından mağdur olmaktadırlar. Küçük çiftçilerin bazıları toprakların konsantrasyonu ve çevre krizinden dolayı iflas etmektedirler. Küçük esnaf alışveriş merkezlerinin rekabetine maruz kalmaktadır. Her iki cinsiyetten gençler bölgeye nazaran daha eğitimlilerdir ve bu sebeple daha da çok iş bulmak, ifade özgürlüğü ve cinsel apartheid’ın son bulmasını istemektedirler. Kadınlar kurumsallaşmış aşağılanmaya ve polisin kıyafetlerini kontrol etmesine git gide daha çok karşı çıkmaktadırlar. Sömürülen ve yarı sömürülen sınıflar kitlesel işsizlikten, yüksek enflasyondan, kiraların yükselmesinden vs. mağdur olmaktadırlar.

İran devleti 2015 senesinde nükleer programından tavizler vermiştir. Buna karşılık olarak anlaşmayı imzalayan emperyalist güçlerden (kitlesel imha silâhlarına sahip ABD, Çin, Fransa, Büyük Britanya ile Rusya ve bunlara ek olarak Almanya) ekonomik yaptırımları (ki bu yaptırımlar Amerika Birleşik Devletleri müttefiği olan ve nükleer silâhları elde eden İsrail ya da Pakistan için söz konusu değildir) kaldırmalarını beklemektedir. İran hükumeti bu ülkelerin kapitalistlerin gruplarının yatırım yapmasını ummaktadır, ancak bu gruplar idari yük ve Amerika hükumetinin belirsizliğiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.

İran’ın bölgedeki müdahaleleri (Lübnan, Irak, Suriye, Yemen…) rehber ve “devrim” muhafızlarının (Pasdaran) kontrolü altındadır. Diplomatik ve askerî başarıları göz alıcıdır ancak birçok açıdan gelişmemiş olan bu ülke için çok pahalıya mal olmaktadır. Teokratik rejim için bir başka aksilik ise başlangıçtaki tüm Müslümanların başını çekme iddiasının İslam’da azınlıkta olan sadece Şiileri müdafaa etmeye indirgenmiş olmasıdır.

Devletin üst kademeleri ve İran burjuvazisi iç ve dış politika konusunda şiddetli tartışma içerisindedir. Bu bölünme tek partinin (İslamî “devrim” partisi) 1987 yılında yok olmasına yol açmıştır. Bu, Humeyni’nin 1989 senesinde ölümünden itibaren açığa çıkmıştır.

  • Rehberin (1989 senesinde Humeyni’nin yerine atanmış olan 78 yaşındaki Ali Hamaney) etrafında toplanan “muhafazakârlar” demokratik tavizleri reddetmektedirler çünkü kitlelerin bundan faydalanarak İslam Cumhuriyetini devirmelerinden korkmaktadırlar.

  • Cumhurbaşkanı (2013 yılında seçilen ve 2017’de tekrar seçilen 69 yaşındaki Hasan Ruhani) etrafında toplanan “reformcular”, yatırımlarının ekonomiyi canlandırması için ve bu şekilde İslam Cumhuriyetinin yok olmasına mani olmak için emperyalist burjuvaziler ile anlaşmak istemektedirler.

2009 senesinin yaz mevsiminde “muhafazakâr” Ahmadinejad’ın tekrar seçilmesinin ardından “reformcular” kitlesel protestolar başlatmışlardır. Birçok genç ve kadın büyük kentlerde gösterilere katılmışlardır. Şiddetle bastırılmış olmalarına rağmen (150’yi aşkın ölü), bu gösteriler bölgede gerçekten antiemperyalist olmayan ancak gerçekten despotik olan rejimlere karşı halk ayaklanmaları döngüsü başlatmışlardır (2010 sonunda Tunus’da, 2011 başında Mısır’da, 2011 ilkbaharında Suriye’de, vs.).

Ancak ne bu iki kutbun dahili tekdüzeliklerini, ne de aralarındaki farkları abartmamak gerekir: ikisi de 1979-1981 karşı devriminden türemiştir. Kliklerin ikisi de kapitalisttir; ikisi de İran kapitalizmini dış tehditlere karşı korumak istemektedir; ikisi de “teokrasiyi” (dinî sınıfın despotizmini) savunur, ikisi de proleterlere, öğrencilere, kadınlara ve Kürtlere baskı uygulamak konusunda hemfikirdir, ikisi de özelleştirmeler ve sosyal harcamaların kısılması konularında anlaşırlar.

Devletin 2018 senesi bütçesi halk protestolarını başlatmıştır

Tüm medyaların rejimin elinde olmasına rağmen İslamcı burjuvazinin bölünmesi ve karşılıklı ithamlar, emekçiler için fakirleşme artıyorken bu fraksiyonların zenginleştiğini ve yozlaşmış olduklarını halkın bilmesine imkân vermektedir.

Bu kendiliğinden ortaya çıkan millî hareket, sosyal ağlarda artan eşitsizlikler hakkında aylar süren tartışmalar, çiftçilerin kuraklığın sonuçlarına karşı dağınık protestoları, maaşlı çalışanların maaş ödeme gecikmelerine ve işten çıkarmalara karşı yaptıkları onlarca grev ile gösteriler ve kadınların ve gençlerin bir bölümünün yobazların baskısına meydan okumasıyla hazırlanmıştır.

İslamcı burjuvazinin bölünmesi ve bağımsız çalışanlar, memurlar ve sınıfından düşenler üzerindeki kontrolünün zayıflaması, 2017 yılının sonu – 2018 yılının başındaki göstericilerin ortak bir şekilde sokağa inmeye cesaret etmelerine ve rejimin tamamına meydan okumalarına imkân vermiştir.

  • Aralık 2017’de 2018 senesinin bütçesini sunan Ruhani, dinî vakıflara verilen devasa fonların miktarını açığa vurmuştur. “Reformcular” halkın hoşnutsuzluğunu saptırmaya çalışmışlardır çünkü bu bütçe temel gıda maddelerine (özellikle yumurtalara) ve benzine yapılan sübvansiyonları kaldırmaktadır ve fakirlere yapılan sosyal yardımları yarı yarıya azaltmaktadır.

  • Buna cevap olarak Pasdaran’la bağlantılı birçok üretici firma hükumetin kemer sıkma politikasını tenkit etmişlerdir. 28 aralık tarihinde “muhafazakâr” Ayetullah Alomolhoda, İran’ın ikinci büyük kenti olan Meşhed’de 200 çadorlu kadının hayat pahalılığına ve cumhurbaşkanı Ruhani’ye karşı bir gösteri yapmalarını sağlamıştır.

Hızlı bir şekilde, Meşhed’de, emekçi, işsiz ve gençler kalabalığı başlangıçtaki göstericileri aşarak rejim ile rehber aleyhtarı sloganlar atmaya başlamış ve diğer ülkelerden yardım istemiştir. Raşt şehrinde de durum benzerdir. Sonraki günlerde gösteriler tüm ülkeye yayılmış ve 80’i aşkın kentte yer almışlardır.

2017-2018 kışının gösterilerinin yeni yanı şudur:

  • rejimin hiçbir fraksiyonunun kontrolünde değillerdir;

  • küçük kentlerde de yer almışlardır (ki bu küçük kentler daha çok “muhafazakâr” adaylara oy verirler);

  • Halk kesimleri daha çok katılmışlardır (öğrencilerin yanında işçilerin, işsizlerin, fakirleşmiş çiftçilerin baskın çıkması);

  • talepler sadece siyasî değil aynı zamanda sosyaldir.

Britanyalı Hopi sitesine göre işçi hareketinin yok edilmesinin kolaylaştırdığı hanedanın geri getirilmesine yönelik sloganlar seyrekti ve sıklıkla hanedan gibi teokrasiye de meydan okuyan sloganlarla karşılandı. (Yassamine Mather, Protests by impoverished, hungry Iranians (Fakirleşmiş, aç İranlıların protestoları, 2 ocak 2018). Öte yandan hoşnutsuzluk sıkça ülke dışında yapılan harcamalara, özellikle Filistin’de (Sünni İslamcı parti Hamas tarafından kontrol edilen Gazze Şeridi), Lübnan’da (Şii İslamcı parti Hizbullah’ın sosyal ve askerî faaliyetleri) ve Suriye’de (Esad rejimini kurtaran Pasdaran, Lübnanlı Hizbullah ile Şii milislerin askerî operasyonları) yapılan harcamalara yönelikti.

Başkan Trump, İranlıların ABD’yi ziyaret etmelerini yasaklamıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Suudi Arabistan Batı Asya’da Rusya, Türkiye ve İran ile rekabet içindedir. Son aylarda İran’a karşı tehditlerde bulunmuşlardır. Trump ile Netanyahu’nun gösterilere verdikleri destek bu gösterileri zayıflatmaktadır (İranlı kitleler emperyalizmin halkı gözetmeden devletleri yok edebileceklerini bilmektedir) ve rejimi güçlendirmektedir (rejimin tüm fraksiyonları ile medyalar dış müdahaleyi kınamışlardır). İran kapitalizminin kendi sermayelerine açılmasından yararlanmak isteyen Avrupalı hükumetler daha ihtiyatlıdır. Rusya ve Çin ise rejimi desteklemektedirler.

Hükumet sosyal ağları sansürlemektedir. Baskı özellikle hükumetin emrindeki polise dayanmaktadır (ve 2009 yılından daha az bir şekilde rehberin emrindeki Pasdaran ve Besic güçlerine). Bu baskı 22 ölüme ve 3700 gözaltıya yol açmıştır. “Reformcuların” yönettiği baskı “muhafazakârların” düzenledikleri kitlesel karşı gösterilerle desteklenmiştir. Son protestolar 4 – 5 ocak gecesinde yer almıştır.

Muhafızların (Pasdaran) komutanı general Caferi “fitnenin son bulduğunu” açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Ruhani (İslamcı olsun ya da olmasın) millî burjuvaziye ve küresel burjuvaziye isyanı bastırabildiğini ve düzeni tekrar tesis ettiğini belirtmiştir. Kitlelere ise endişelerini dikkate alacağını taahhüt etmiştir. Ancak sömürülen, öğrenimini sürdüren ya da üretimden dışlanmış kitlelerin ekonomik taleplerini yerine getiremez.

İslam Cumhuriyetinin devrilmesi, işçi ve çiftçi hükumeti için

Gelecek dalganın muzaffer olması, talepleri elde edebilmesi ve İslamcı rejimi sona erdirebilmesi için hem rejimin iki fraksiyonuna eşit mesafede karşı çıkması hem de emperyalist batılı güçlerin maşası olan monarşistler ve rakip İslamcıları (Mücahitler) dışlaması gerekmektedir. Sosyalist devrim vasıtasıyla İslamcı burjuvazinin tasfiyesi komşu burjuvazilere, siyonizme, tüm İslamcı gericiliğe, küresel emperyalizme darbe vurmuş olur.

İranlı işçi hareketi zayıftır, ancak sürgünde, şirketlerde ve üniversitelerde etkindir. 1978 devriminde Tudeh ve Fedailer (ki bir fraksiyonu sonradan Tudeh’e katılmıştır) tarafından yapılan hata ve ihanetlerden gerekli dersleri çıkarabilirse baskı görenlerin ve sömürülenlerin mücadelesinin başını çekebilir: İran burjuvazisinin hiçbir kanadına güvenilemez. Bildiğimiz kadarıyla sadece Emekçilerin Sosyalist Partisi, Kürt gerilla teşkilatı Komele ve Fedailerin bir azınlığı tecrübeleriyle İslamcılığın karşı devrimci olduğunu anlamıştır.

Ancak sürgünde (ikisi de Komele’den gelen) HKI ve HKKI teşkilatlarının yaptığı hatalardan da gereken dersleri çıkarmak lazımdır: (gerek Batılı olsun, gerekse Doğulu) hiçbir emperyalist burjuvaziye güvenilemez. İran Komünist Partisi (HKI) ve İran İşçi-Komünist Partisi (HKKI) proleter enternasyonalizminin yerine İslamcı rejime baskı kurmaları maksadıyla burjuvazilere (ki buna emperyalist burjuvaziler de dahildir) çağrı yapmaktadır.

Bu şekilde HKI ile HKKI, Uluslararası Çalışma Örgütüne İslam Cumhuriyetini dışlaması çağrısı yapmaktadırlar. Halbuki Uluslararası Çalışma Örgütü sendikal bir teşkilat değil uluslararası burjuva bir örgüttür, Birleşmiş Milletlerin tüm ülkelerin hükumetlerini, patronlarını ve sendikal bürokratlarını toplayan bir kurumudur.

Aynı şekilde HKKI “dünya halkını” (?), “Avrupa hükumetlerine İslam Cumhuriyetine taviz vermekten vazgeçmeleri ve diplomatik ilişkileri kesmeleri yönünde baskı yapmaya” çağırmıştır. (WCPI, To the People of the World (Dünya Halkına), 31 aralık 2017).

Ama İran ezilen bir ülkedir. Baskın bir burjuvaziye güvenmek ezilen bir ülkenin burjuvazisine güvenmekten daha da tehlikelidir. İran proletaryasının “İslam Cumhuriyetine” karşı (diplomatik, ekonomik ya da askerî) yaptırımlardan kazanacağı hiçbir şey yoktur. Bunlar sadece rejimi pekiştirir.

İran proletaryasının müttefiği enternasyonal proletaryadır. İran işçi hareketi dünyadaki diğer işçi teşkilatlarına şu çağrılarda bulunmalıdır:

  • Gerek erkek, gerekse kadın İran emekçileriyle dayanışma, tüm mahpuslara hürriyet!

  • Demokratik özgürlükler tedarik edilsin, emekçiler için sendika ve parti şeklinde teşkilatlanma hakkı, toplantı ve yayın hakkı, grev ve gösteri hakkı!

  • İran’a karşı tüm Avrupa ve ABD yaptırımları kaldırılsın! İran için nükleer program geliştirme hakkı!

  • İranlı emekçi ve öğrenciler için serbest dolaşım hakkı!

HKKI, İran için hiçbir zaman sosyalist devrim, işçi devleti, işçi ve çiftçi hükumeti perspektifi açmamaktadır. Burjuva “İslam Cumhuriyetinin” yerine kimin geleceği konusuna değinmemektedir, halbuki proletarya ile yarı sömürülen sınıfların kanları pahasına o rejimi devirecekleri aşikârdır.

İran ve dünyadaki sınıf mücadelesi tecrübesinden yararlanmanın yegâne yolu sürgündeki ve ülkedeki öncüleri bir araya getirmek için mümkün olduğu kadar erken bir komünist ve enternasyonalist teşkilat kurmaktır. Bu münazara ve mücadele teşkilatının amacı kitlelerle, Komünist Birlik, Zimmerwald solu, Komünist Enternasyonal ve 4. Enternasyonalin programlarına dayalı devrimci komünist enternasyonalin kurulmasıyla bağlantılı devrimci işçi partisini kurmaktır.

  • Hapsedilen tüm göstericiler ve sendikacılar serbest bırakılsın!

  • Demokratik hürriyetler tesis edilsin, demokratik bir kurucu meclis laik bir cumhuriyet kursun!

  • Dinî sınıf ile devlet tamamen ayrılsın, dinî kurumlara hiçbir kamu harcaması yapılmasın!

  • Kadınlar ve erkekler arasında mutlak eşitlik, eşçinsellere yapılan zulme son!

  • Millî azınlıklar için kendi kaderlerini belirleme hakkı!

  • Geciken maaşlar ödensin, maaşlar yükselsin ve fiyatlara endekslensin!

  • Okullarda dine yer yoktur, laik ve ücretsiz genelleştirilmiş kamu eğitimi!

  • Herkes için kaliteli ve ücretsiz sağlık hizmeti!

  • Grevler ve gösteriler savunulsun! Pasdaran, Besic güçleri, ordu ve polis lağvedilsin!

  • Tüm işsizlere tazminat ödensin, büyük projeler ile kitlesel işe alımlar yapılsın! İşçi ve çiftçi kontrolünde büyük tarım toprakları ve kapitalist gruplar kamulaştırılsın ve buna hayır kurumları olarak kamufle edilenler de dahildir!

  • Halk ve işçi konseyleri, şûralara dayalı emekçi hükumeti!

  • Sosyalist Batı ve Orta Asya Federasyonu!

12 ocak 2018

PD Türkiye & Sürekli Devrim Kolektifi