1 Mayıs : Komünist devrimin kızıl bayrağı altında bir işçi enternasyonali için!

Posté le .

Birçok ülkede emekçiler işçi sınıfının uluslararası mücadele günü olan 1 mayıs 2015’i güç şartlarda kutlayabilecekler, ya da hiç kutlayamayacaklardır. Dünyanın her köşesinde kapitalizmin devamı işsizliğe, sömürüye, savaşlara, faşizme, dayatmalara, sefalete, çevrenin yıkımına ve gericiliğe yol açmaktadır. Lenin’in düşüş evresindeki kapitalizm hakkında “emperyalizm her konuda gericiliktir” değerlendirmesi teyit edilmiş olmaktadır.

2007 ilâ 2009 yılları arasındaki kapitalizmin küresel krizi, işçi sınıfına dayatmalarla geçici olarak aşılmıştır. İlk olarak burjuva devletler bankalarını ve sanayi gruplarını borçlanarak kurtarmışlardır. İkinci olarak ise bütün dünyada patronlar, millî burjuva devletlerine dayanarak sömürüyü arttırmışlardır (iş yoğunluğunun ve süresinin artması, maaşların blokajı, işsizlik sigortalarının ve emekli maaşlarının düşüşü, vs.). Bunların sonucu olan ekonomik düzelme en zenginlerin işine gelmiştir: bir ilk olarak dünyanın en zengin %1’i küresel varlığın yarısından fazlasını eline geçirmiştir. Bu geçici “çözümler” sayesinde spekülasyon daha da artarak devam etmektedir. Küresel kapitalist büyüme en iyi durumda zayıftır: birçok Avrupa ülkesi 2008 senesindeki üretim seviyelerine hâlâ erişememiştir; “gelişmekte olan ülkelerin” büyümelerinde ise yavaşlama söz konusudur (Brezilya durgunluktadır, Rusya ise resesyona saplanmıştır).

Emperyalist güçler, IMF ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde ezilen ülkeleri sömürmeye devam etmek için işbirliği içindedirler. Küresel çapta birbirleriyle hemfikir kalamadıklarından Dünya Ticaret Teşkilatındaki son müzakereler başarısızlığa uğramıştır. Birbirleriyle rekabet içinde değişik ekonomik bloklar ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar: Avrupa Birliğine karşı Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması, Avrupa Birliğine karşı Avrasya Ekonomik Birliği, Çin’e karşı Pasifik aşırı ortaklık Anlaşması, Rusya’ya karşı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması, ABD’ye karşı Asya Yatırım Bankası…

Daha da tehlikeli olarak, askeri ittifaklar eski emperyalizmler ve onların müttefikleri (NATO, ABD ve Japonya arasındaki ortak işbirliği ve güvenlik antlaşması) ile yeni yükselen Çin ve Rusya emperyalizmleri ve onların çevresini (Şanghay işbirliği organizasyonu, Kolektif Güvenlik Antlaşması Teşkilatı) karşı karşıya getirmektedir. Militarizm insanlığı tehdit etmektedir: 2014 senesinde askeri harcamalar 1800 milyar dolara erişmiştir. Pasifik okyanusunda ABD, Çin, Japonya ve Güney Kore arasında gerilim yükselmektedir. Maşalar aracılığı ile savaşlar Batı Asya ve Doğu Avrupa’da başlamıştır bile. Tüm kıtalarda milliyetçilik, dinci gericilik ve ırkçı nefret artmaktadır. Avrupa açıklarında on binlerce mülteci her sene boğulmaktadır.

Emperyalist güçler en büyük terörizm ve suç örgütleridir. Başka ülkelerde işledikleri suçlara karşı direnci yeni askeri müdahalelerde bulunmak için, göçmen emekçilere karşı baskı yapmak için, Müslümanlara ayırımcılık yapmak için, özgürlükleri kısıtlamak ve halkalarını devamlı gözetlemek için mazeret olarak göstermektedirler.

Ukrayna’da emperyalizmler arası çelişkiler millî azınlıklara ve emekçilere büyük bir şiddet ve kinizm ile yüklenmiştir. SSCB’de kapitalizmin tekrar kurulması, Batılı ya da yeni Rus ve Çin emperyalizmlerinin elinde sadece bir piyon olan sözde bağımsız devletlerin oluşmasına yol açmıştır. Avrupalı emperyalistler bu ülkeleri Avrupa Birliği aracılığı ile kendi yörüngelerine çekmek istemektedirler. Amerikan emperyalizmi NATO ile Rus rakibini abluka altında tutmak ve zayıflatmak istemektedir. Bu Rus emperyalizmi daha zayıftır, ancak kendi çevresine yoğun bir baskı uygulayabilmektedir ve eli kanlı tiran Esad’ın kontrol ettiği Suriye’nin Amerika ve Fransa tarafından bombalanmasına engel olabilmiştir.

Emperyalist güçlerin 2011 yılında Kuzey Afrika ve Batı Asya’daki devrim başlangıçlarına karşı aldıkları tavır, demokrasi ve insan hakları hakkındaki konuşmalarının bir gülmeceden ibaret olduğunu göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Gazze’de Filistinlileri bir kez daha katleden İsrail’e yardımını sürdürmektedir. Mısır’da ise Obama İslamcılara ve “devrimcilere” baskı uygulayan general El Sisi’nin cuntasını finanse etmektedir. Suriye’de Baas rejimi sadece halka karşı savaş (ki buna kimyevi savaş da dahildir) ve yabancı yardım sayesinde kurtulmuştur (İran’dan gönderilmiş devrim muhafızları ile Lübnan’daki müttefikleri Hizbullah’ın yardımı). İsyan, kendileri de Amerikanın müttefiki olan Türkiye’nin ve Körfez hanedanlarının desteğini almış dinci hareketlerin eline geçmiştir. Irak’a terörizm karşıtı mazeret (1991, 2003) ve Libya’ya insani yardım mazereti (2011) ile yapılan Batılı emperyalist askerî müdahaleler, ekonomiyi zayıflatmış ve burjuva devleti çökertmiştir. Bunun neticesi ülkenin bölünmesi ve iç savaştır. Irak’ta Amerikalılar iktidarı Şii burjuva bir kliğe bırakmış ve bu hükûmet Sünnileri şiddetle bastırmıştır. Bunun sonucu olarak Iraklı Sünnilerin hatırı sayılır bir kısmı IŞİD-İD’yi bir koruma olarak görmüştür. Yakın geçmişteki Batılı emperyalistlerin bombardımanları ve Şii milislerin kötü davranışları cihatçıların “hilâfet” halkının (ve emperyalist merkezlerdeki Müslüman azınlıkların) üzerindeki otoritesinin güçlenmesine neden olmaktadır.

İslamcı faşistler işçi teşkilatlarını yok etmekte, özel mülkiyeti savunmakta, hürriyetleri kaldırmakta, dinî azınlıkları her şeyin suçlusu olarak göstermekte, onlara baskı uygulamakta hâttâ onları yok etmektedirler. Burjuvazinin dinci bir bölümü bir devleti eline geçirdiğinde, büyük güçlere ya hemen (Türkiye), ya da belli bir süre sonra (İran) boyun eğmektedir.

Latin Amerika’da da yerel kapitalistler ve onların uluslararası müttefikleri atağa kalkmışlardır. Brezilya’da burjuva partiler ve faşist gruplar yolsuzluğu ve hayat pahalılığını fırsat bilip küçük burjuvaziyi inandırıcılığı kalmamış PT tarafından oluşturulmuş halk cephesine karşı ayaklanmaya çağırmaktadırlar; Amerikalı petrol şirketleri kamu malı olan Petrobras petrol şirketinin olası özelleştirilmesinden yararlanmaya hazırlanmaktadırlar. Venezuela’da petrol rantının düşüşüyle karşı karşıya kalan ve gerekli devrimci tedbirleri almada güçsüz kalan milliyetçi burjuva Maduro hükûmetine karşı gittikçe büyüyen gösteriler olmaktadır. Burjuvazinin emperyalizme destek olan kısımları, “21. asrın sosyalizminden” hayal kırıklığına uğramış emekçilerin hükûmete karşı bir saldırıda sessiz kalacaklarını ummaktadır.

İşçi hareketinin devam ettiği yerlerde, sendika bürokrasileri ve işçi burjuva partiler, merkezcilerin yardımıyla emekçilerin ve gençlerin elini silahsızlaştırıyor ve bozgunları hazırlıyor, böylece de kapitalist sınıflarına hizmette bulunuyorlar. Buna yakın geçmişteki bir örnek Yunanistan’dır: Stalinci bir kanat ile sözde troçkistlerin birleşmesiyle oluşmuş Syriza, dinci, burjuva ve göçmen karşıtı olan ANEL ile burjuva devleti korumak için ve Yunan burjuvazisinin borçlarını emekçilere ödetmek için bir halk cephesi hükûmeti kurmuştur. Amerika’daki (ve tüm dünyadaki) sosyal demokratlar ve stalinciler Demokrat Partinin adaylığını desteklemiş idiler. Obama Guantanamo’yu kapatmamıştır, gerçek bir tıbbi sosyal sigorta kuramamıştır, uçak gemilerini Irak’ı ve Suriye’yi bombalamaya göndermiştir, polisin siyahileri öldürmesine göz yummaktadır…

Tüm ülkelerdeki ve kıtalardaki işçi sınıfı için düşüşteki kapitalizmin gittikçe daha da şiddetlenen saldırılarına direnmek ve dahası sosyalizmin yolunu açmak acil özelliğini korumaktadır. Küresel devrimin sonuca ulaşabilmesi için yeni bir işçi enternasyonali olmazsa olmazdır gerekliliğindedir. Bunu kurmak için, her devlette devrimci enternasyonalist bir komünist parti kurmak için, öncü kısmın çok uzak bir gelecekte “sosyalizme” barışcıl geçişin ya da kapitalizmi “insanileştirmenin” hayalini kuran “reformcu” bürokrasilere karşı kararlı bir mücadele vermesi gerekmektedir.

Yeni devrimci yönetimin kurulması sadece sürekli devrimin yani gerici ve emperyalist burjuvazinin çözüm bulamadığı bütün sorunları çözecek (halkların kendi geleceklerini belirlemesi, işçi sınıfının dinî, etnik, ya da cinsiyete dayalı kriterlerle bölünmesinin son bulması, büyük toprak sahipliğinin ortadan kaldırılması, devletle dinin tam olarak ayrılması vs.) bir sosyalist devrimin kızıl bayrağının altında yapılabilir. Bunlar sömürü, baskı ve gericiliğin bulunmadığı bir dünya için, “üretenlerin özgürce örgütlenmeleri“ için çok önemli unsurlardır.

Sosyalizme Hareket (Rusya)
Sürekli devrim kolektifi (Avusturya, Fransa, Peru)